GÜNEŞSİZ KALMAYIN

mustafa-baris

“Dünyaya geldiğimiz gün, bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarsınız” demiş Montaigne.

Doğumdan ölüme giden yolda, yaşanmışlıklar, üzüntüler, mutluluklar, deneyimler kalır geriye sadece. Kimilerine göre sonrası ebedi istirahathane, kimilerine göre yeniden dünyaya geliş, ya da ne acıdır ki koca bir hiçlik. Fikir yürütmek çok zor bazı inanışlara, tek bildikleri ruhun bedeni terk ettiği, bedenin toprak altında çürüdüğü, tabi ki eğer tercihleri yakılıp, küllerinin denize atılması değilse.

Geçen hafta bir arkadaşımızın bebeklerine hoş geldin dedik. Başka bir arkadaşımızın ise on bir yıl üzerine bebekleri olacakmış haberini öğrendik. Bugün ise bir ablamızın vefat ettiği haberini aldık. Allah rahmet eylesin, yakınlarına sabırlar versin.

Doğum ve ölüm neredeyse aynı gün içerisinde defalarca yaşadığımız bir olay. İnsan yaşamadan edemiyor. Yaşamın bir parçası ölümdür elbette. Mevlevilikte ebedi aleme göç, sevgiliye kavuşmak anlamına gelir. Birçok inanış ve kültürde yası tutulan, ya da gidenin ardında bıraktığı güzel anılarla yad edildiği bir kavram. ”Nasıl bilirdiniz” sorusu var ya, işte orada saklı her şey aslında. Ananem rahmetli, birisine kızsak hemen “uşağum ölümlü dünya “ derdi. Hiç kimseye kızmaya

değmiyor gerçekten. Bize zarar veren, iyi gelmeyen içinde kötü niyet barındıran insanlara yakın olalım demiyorum. Sadece sınırı çizip, bizi olumsuz etkilemelerine izin vermeyelim, ne kendimize ne de bir başkasını hırpalamayalım bu sebeple.

Zihin, geçmiş, şimdi ve gelecek üzerinden düşünür ve hayatı böyle yaşar. Zihin devamlı suretle geçmişle ilgili üzülmekte, pişmanlık duymakta ya da gelecekle ilgili endişe ve korku yaşamaktadır. Bu arada “şimdi” ye çok nadir uğramakta, burada çok az kalmakta, hemen geçmişe ya da geleceğe kaymaktadır.

Bu şekilde gereksiz bir enerji harcanmakta ve bizleri yormaktadır. Hemen akabinde mutsuzluk doyumsuzluk kavramları arzı endam etmektedir.

Hayattaki öncelikli doyum kaynağımızın bizden bağımsız, dışımızda olması sonunda acı ve hayal kırıklığı potansiyeline sahibiz. Sahip olduğunuz maddi şeyler, genel müdür/müdür olmamız, toplumdaki statümüz, hatta sevdiklerimizle ilişkilerimiz. Zaman, mekan, konum, unvandan bağımsız sevilmek, önemsenmek, aranmak, değer verip-görmek ne güzel bir histir değil mi?

Gelin görün ki; çevrede görevi, unvanı ve sosyal statüsü ne olursa olsun, hemen herkes kendine göre yağcılık, yalakalık, ikiyüzlülük ve uşaklık peşinde koşar hale gelmiş bulunmakta. Çocuk ebeveynine, karı kocasına veya koca karısına, işçi patronuna, öğrenci öğretmenine, memur amirine, milletvekili liderine, hatta cemaat imamına J… sürekli bir yağ çekme arayışı içindedir bu ülkede. Bu yağcılık zaman zaman yaltaklanma sınırını da aşarak uşaklık pozisyonuna bile dönüşebilmektedir maalesef.

İşte bu yüzden, asıl doyum ve mutluluk, içimizdeki varlığımız, yani ”özümüzle” bağlantıda olmak ve yaşamı oradan yaşamakla gerçekleşebilir.

Sağlıklı ve güçlü bir şekilde var olduğumuz “şimdi” yi dostlarınızla yaşamanız dileklerimle…

“Gerçek dostlar yıldızlara benzerler. Karanlık çökünce ilk onlar gözükürler.”

Yıldızı olmadığını düşünenler, muhakkak ki sizlerin de hepsine bedel bir güneşinizin olduğunu unutmayın. Anlayana…

” Keyifli ve güvenli uçuşlar da RTE RİZE HAVALİMANI’ nda görüşelim.

Mustafa Barış ÖZTÜRK –Matematik öğretmeni

bozturk53@gmail.com         @bozturk53

 

 

HABER BİLGİLERİ
Bu haber 09 Şubat 2015, 19:38 tarihinde Köşe Yazarları, Yazar 16 kategorisinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Haber 270 Kez Okunmuş..
PAYLAŞ
facebook Twitter Frienfeed Twitter Google
ETİKETLER
YORUM YAZIN
Benzer Haberler
MbTasarıM
MUHLAMA KARADENİZ MUTFAĞI
Yazarlarımız
KARADENİZ VİRA FACEBOOK
Resim Galerisi
PUAN DURUMU