RAMAZAN SOHBETLERİ…

1-Metin TopçuÇeşitli kesimlerce düzenlenen iftar programlarına katılıyoruz, koşularımız akrabalarımız bizi davet ediyor, biz onları davet ediyoruz ve mübarek ramazan ayı kaynaşmanın, bir arada olmanın çok güzel örnekleri ile kalplerde dolup taşıyor…

Genellikle teravih namazına kadar süren, bazen sahura kadar uzanan koyu sohbetler ediyoruz.

Gündeme ilişkin bana en çok sorulan hava limanı meselesidir. O konuyu bir başka yazımda irdeleyeceğim. Önemli haberlerim var okuyucularıma…

Bu yazımda özellikler ramazan akşamlarımızdan, sohbetlerimizden  bahsedeceğim…

Sohbetlerde büyüklerimiz 70-80 sene öncesinden çok önemli gördüğüm anekdotlar anlatıyorlar. Bazen acı bazen güzellikler dolu hikayeleri…

Bahattin Topçu amcam var benim. Akraba büyüğümdür diye demiyorum tam bir bey efendir O…

Akraba büyümüz diyor ki; “ hiçbir şey yoktu. Uzak yerlerden insanlar bizim köy yolundan şehre inerdi. Aldıkları sadece tuz ve gaz yağı idi…Evimizde ekmek piştiğini öğrenen bir kadın “adam yürüyemiyor, baygınlık geçirdi, ekmeğiniz varsa bir parça verir misiniz” dedi… Annem plekide pişen ekmekten bir parça koparıp verdi. Ondan sonrası günler bayılan bayılana, yetiştiremedik, kapıyı kilitledik en son…Ekmek yok…35-40 lı yıllar… Fındıkları kabukları ile birlikte değirmende öğüttük, ekmek yaptık. Akşam evde ışık yok… Ekmeğin pişip pişmediğini bakmak için kunciyi ateşe tutup ekmeği bakmak istedik, pleki alev aldı, ekmeğimiz yandı, gitti….

Yol vergisini vermeyenler yapılan yollara zorla çalıştırılırdı. O eziyetten kurtulmak için 6 çocuk yapanlar vardı. Doğmayan çocuğu yazdıranlar vardı… O senlerde doğanlar bazen bir bazen iki yaş büyük nüfusa yazılmış olurdu… Kalkandere yoluna çalışmaya götürülenler arasında oğlunu hasta gösterip giden ihtiyarlar jandarmadan dayak yerdi… Akşam ezanı şehirden uzak olduğu için minareden okunurdu. Arapça ezan vermek yasaktı. Köyümüzün minaresinden ezanı veren kişi yakalamak için köylü dayağa çekilirdi…Gerçek çileli günler o günlerdi…

Bugün bile bu vatanı bize emanet etmek için canını seve seve feda eden askerlerimizi incitmemek için hikayenin gerisini aktarmayacağım. Şehitlerimiz, askerlerimiz olmasa vatanımız yoktu. Ne anlamı var ekmeğin, suyun?”

Bahattin amcamın anlattıklarından sonra şunları düşündüm:

Arapça ezan vermenin yasak olduğu günlerden, hemen hemen her yerde Kur’an öğretildiği, okunduğu

günlere geldik.

Dün doktora gitmek için bir hastanemizin kapısından içeri girdim.

Ne mümkün derdini anlatmak?

Hoparlörlerden şehre yayılan Kur’an sesleri kulakları sağır ediyordu…

Dışarı çıktım, esnafı gezdim. Tanıdıklar vardı. “Yazsana bu rezaleti” dediler bana…

Aman Allahım…

Kuran okumaya rezalet demek zorunda kalıyordu esnaf…

Meydana bakan bir yere hoparlörlerden Kur’an dinletmeyi anlarım ama mahalle arasına, esnafların olduğu, alışverişlerin yapıldığı bir noktaya bu kadar yüksek sesle insanları işinden gücünden edecek şekilde rahatsız etmek ne kadar sevaptır?

Bu konuda iki şey hatırlıyorum

“ Kur’anı fâsıklar yanında okuyup fitneye, alaya sebep olmamalıdır. Belediye otobüslerinde bazen görüyoruz, kötü kimselerin alaylı bakışlarına, hatta sataşmalarına sebep oluyorlar. Böyle alaya sebep olmak günahtır.”

“Kur’an-ı kerimi dinlemek, okumaktan daha çok sevabdır. Okumak sünnet, dinlemek farzdır”…

İnsanları ramazan gününde, eğer dinlemek farz ise bundan uzaklaştırmak en büyük günahtır bana göre…

Rize’nin ortasında bu günaha sebep olanlar bu tavırlarından vazgeçsinler…

Çünkü bunun o eski zaman eziyetlerinden hiçbir farkı yok…

İyi iftarlar efendim…

Sevgi ve saygılarımla….

HABER BİLGİLERİ
Bu haber 28 Haziran 2016, 11:58 tarihinde Köşe Yazarları, Son Dakika, Yazar 1 kategorisinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Haber 274 Kez Okunmuş..
PAYLAŞ
facebook Twitter Frienfeed Twitter Google
ETİKETLER
YORUM YAZIN
Benzer Haberler
MbTasarıM
MUHLAMA KARADENİZ MUTFAĞI
Yazarlarımız
KARADENİZ VİRA FACEBOOK
Resim Galerisi
PUAN DURUMU