TÜPLÜ TELEVİZYON Nesline göre, Z KUŞAĞI !

Pandemi virüs sokağa çıkma kısıtlaması falan derken, dokuz aydır evlerimizde daha fazla zaman geçirirken ekranlardan bir teklif geldi. Duyunca başımı kaldırıp televizyona baktım. Lakin tam o anda evde elektrikler kesildi.

 

“Gelin ben sizi gezdireyim.” diyordu.

Sadece bunu duymuştum ve bu cazip gelmişti o an.

Ertesi gün aklıma geldi. Teklifin içeriğine googledan baktım okuduklarıma, duyduklarıma inanamadım.

Eyyy Prof asıl sen nerde yaşıyorsun ve ne işle meşgulsun?

Kullandığı kelimelerden biri Hedonizm’dı.

Onunda ne olduğuna baktım. (hazcılık) yani Sokrates’in öğrencisi Aristippos’un öğretisiymiş.

Z kuşağıı için ‘hedonist” diyen, devamında hezeyanlarına vites yükselterek

“üniversitelerin bulundukları bölgelerdeki evlerin bu öğrenciler sayesinde ‘fuhuş evleri’ haline geldiğini dile getirmiş.

Türkiye’de 209 üniversite var. Bunlarda yaklaşık 8.1 milyona yakın öğrenci okuyor.175 bine yakın akademisyen çalışıyor. Ülkemizin nüfusunun 84 milyon olduğunu göz önünde bulundurursak, üniversite ve akademilerde nüfusumuzun yaklaşık yüzde 10 ’unu teşkil ettiğini söyleyebiliriz.

Prof bu büyük eğitim camiasının içinde görevli malesef…

Böyle bir şeyi bu galakside bir gezekende ve de bu topraklarda düşünmek bile imkansız olmalı…

Hele hele Bizde ki bir Prof’un bu ifadeleri bizim milyonlarca TÜRK genci için kullanması virüsten tehlikeli bir söylem.

Sonrasında biraz baktım hocanın geçmişteki konuşmalarına…

Çok değil Ağustos ayında yine Prof bey Ayasofya’daki kutsal eserlerin sökülmesi gerektiğini söylemiş. İmparatoriçe Zoe için ‘Fahişe’ demeyi de ihmal etmemiş.

Belki başkaca söylemleri vardır bilemiyorum, araştırmayada gerek duymadım.

Özetle benim anladığım şu;

konu ne olursa olsun belli bir noktadan sonra “fuhuş, fahişe” gibi kelimeler adamın dağarcığında baya bir yer edinmiş ve fazlasıyla kullanılır olmuş gelişi güzel. Bu kelimelersiz cümle kuramıyor gibi geldi bana…

Eğer bir Prof ya da halk önünde olan biri iseniz üç kere düşünüp bir kere konuşmalısınız. Kimseyi zan altında bırakmamalısınız.

Okumuş insan, düşüncelerini anlatırken infial uyandıracak cümlelerden uzak durmalı. Tanımdan belli “Okumuş İnsan” …

Hakikaten bazıları sokağa hiç çıkmamalı hele hele ekranlarda hiç olmamalı.

Maske yerine ağızları kelepçe ile bağlanmalı…

***

Gelelim şu bahsi geçen Z kuşağına

Neden hedef tahtası gibi gösterilmeye çalışılıyorlar, neden sürekli birilerinin olumlu ya da olumsuz söylemlerinde Z kuşağı var?

Acaba, değişen dünyanın farklı bakış açısıyla büyüyen Z kuşağını zapt edememek, kalıplara koyamamak olabilir mi?

Çünkü yeni gençlik bir kalıba sığmıyor. Kısıtlamalara karşı alerjileri var. Her fikri kabul etmek gibi bir alışkanlıkları yok, sorguluyorlar fikir alıyorlar ama denemek ve yaşamak gerekir, kendi deneyimlerinizi kendimiz edinmeliyiz diyorlar; Büyükler söyledi o halde doğrudur diye bir mantık çıkarımları yok.

 

Bireysel özgürlüğe önem vermeleri, kişisel istek ve hedeflerine doğru cesurca adım atmaları, önceki kuşakların yapamadığı bir cesaret örneği sergilemeleri, artık fikirsel olarak eskimeye yüz tutmuş önceki kuşaklarda korkuya neden oluyor.

Peki bu Z kuşağı kim,

Ne yaparlar?

Hayata bakış acıları ve siyaseti görüşleri ve katılımları ne ölçüde.

Kendilerini nasıl ifade ediyorlar?

Bugün ve gelecekte ülkeyi yöneticileri belirleyecek nicelikte olduklarının farkındalar mı?

Bunu yapabilecek niteliklere donanımlara sahipler mi?

Ve son olarak mevcut partilerin onlara bakışları ve z kuşagî ile ilgili politikaları ne?

2000 ve sonraki dönemlerde doğan, en büyüğü şu an itibarıyla 20 yaşında olan kişiler, Z Kuşağı’nın birer temsilcisi sayılmakta.

Bu kuşak için insanlık tarihinin el, göz, kulak ve benzeri gibi motor becerilerinin eş zamanlı çalışma niteliğinin en yüksek olduğu kuşak ifadesi kullanılmaktadır.

Haberleşme ve arkadaşlık ilişkilerini sürdürmek için Facebook, Whatsapp, Twitter, Snapchat, Youtube ve Instagram kullanan, bilgisayar, MP3 çalar, i-Pod, cep telefonu, playstation ve xbox ile büyüyen Z Kuşağı, teknolojiyi ileri derecede kullanabilmektedir.

Modern dönemin hızından ve nitelik kazandıran imkânlarından olabildiğince çok ve hızlı faydalanan bu kuşak, siyasilere, memleketi yönetmeye talip olanlara; “Bana bir şey sunacaksan hızlı olmalısın.”

diye seslenmekte.

Peki siyasiler bu geçleri duyuyor mu?

Bu gençlere kulak veriyorlar mı?

Anlıyorlar mı bu gençleri ne dersiniz?

Bireysel çabalar hariç kitle partilerinin bu yönde mantıklı bir çabası ve yetisi olduğunu sanmıyorum.

Gençlerden çok çok uzaktalar demek doğru olur.

Partilerin seçim kazanmasında ve kaybetmesinde en büyük belirleyici gençler olacak. Özellikle Z kuşağı.

Ülke genelindeki genç nüfus hiç de yabana atılabilecek bir oranda değil.

Kendini hiçbir yerde konumlandıramayan

7 milyon yeni seçmen var.

Herkes biryerlerde ve yalnız. Organize olamamış şimdilik. Gezilerimde tanıştığım herbiri farklı görüşlerini dillendiriyor.

Aralarında bir ittifak var ama onlarda tam farkında değil.

Var olan partiler yeterince onlara yönelik söylem ve uygulamalar içermiyor.

Yeni kurulan partiler ise var olan partilerden kopan değilde yeni bir ses nefes olması elzem sanki. Söylem ve eylem uyulmasına özen gösterilmeli ki yeni bir nefes olduklarını hissettirebilsinler.

Z kuşağı ile rahatlıkla iletişim kuracak, onların diliyle konuşacak bir söylem bir çıkış ve profil herşeyi değiştirebilir.

Kendilerine iletilecek bir mesajda kendilerini/bireyselliklerini bulmalılar. Aynı zamanda bir şekilde kendilerini ifade edebilecekleri bir kurguyla dâhil edilmeliler. Analiz ve yorum yapabilecek, sorgulayacak bir konumlandırmayla görüşlerini ifade edebilmeliler.

Olması gerektiği gibi, gençler

sorguluyorlar, itaat etmiyorlar, ezberci değiller, önlerine sunulan neyse onu kabul etmiyorlar. Yeni kuşaklar için çağdaşlığın ölçüsü yollar, köprüler, okul binaları, hastane binaları değil.

 

Çünkü dünya değişiyor ve bu değişimin Ölçüleri; özgürlükler, teknoloji, bilim, hukuk, insan hakları… Türkiye bu kriterlerde nerede ona bakıyorlar…

Z kuşağına, “İnstagram çocukları” diyen veya“mal ergen” diyen siyasetçiler var.

Birde

Z kuşağı için ‘hedonist” diyen,

Üniversiteler için “neredeyse fuhuş evleri” ifadesi kullanan

Profların olduğu bir memlekette o geçlerin etkileşimini düşünsenize…

Ve sandığa yansımalarını… Düşünmek çok zor olmaması gerek.

Birilerınin gençlerı ittikleri uzaklaştırdıkları aşikar.

“İntagram çocuklerı”, “İnternetçi arkadaşımız”… diye konuşan anlayış karşısında daha çok hukuk, daha çok gelişmiş demokrasi, daha çok bilim, daha çok teknoloji diyen, dünyayla entegre olan /olmak isteyen gençler var.

“İnternetçi arkadaşımız” söylemini ortaya koyduğu bir fotoğraf var. Çağın gerisinde kalan, siyaset üretemeyen, toplumun taleplerini okuyamayan, eğitimli ve genç seçmen kitlesiyle arasında kapanmayacak bir kuşak farkı oluşturan, yaşlanan bir zihniyetten,  Gençleri yakalayan, çağın taleplerini karşılayan, reformist zihniyete evrilmeleri şart.

Kıymetli bilim adamımız, sosyolog merhum Prof. Dr. Mümtaz Turhan

“Modern medeniyetin esas unsurları bilim ve onun uygulaması olan teknoloji ve insan haklarını teminat altına alan hukuk ve hürriyettir.”

Bilim, teknoloji ve hukuk konuları siyasi söylemlerimizde ne kadar yer alıyor?

Bunun anlamı, gençliğe ne kadar hitap ettiğimizin sorgulanmasıdır.

Son olarak geçlere değer verelim, Z kuşağını sevelim. İtmeyelim !

Değişen ve küçülen dünyamızda gençlerimizi dinlemek, anlamak önceliğimiz olmalıdır.

Uzaklaştırmayalım !

 

Mustafa Barış ÖZTÜRK

HABER BİLGİLERİ
Bu haber 25 Aralık 2020, 13:55 tarihinde Köşe Yazarları, Küçük Manşetler, Manşet, Yazar 16 kategorisinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Haber 242 Kez Okunmuş..
PAYLAŞ
facebook Twitter Frienfeed Twitter Google
ETİKETLER
YORUM YAZIN
Benzer Haberler
MbTasarıM
MUHLAMA KARADENİZ MUTFAĞI
Yazarlarımız
KARADENİZ VİRA FACEBOOK
Resim Galerisi
PUAN DURUMU