Detroit’in İflasından Ne Anladık(2)

metin topcu

75 milyonluk dev bir ülke. Koskoca bir medya; Binlerce internet sitesi, yüzlerce kanal, al benden de o kadar gazete, dergi, vs…

Bu koskocaman ülkenin koskocaman iletişim dünyası Dünyada -her bakımdan diyebilirim-gerek askeri, gerekse iktisadi  ve gerekse yönetim biçimi olarak örnek alınan Amerikan sistemi bir kenti yuttuğunu sadece çok kısa bir haber olarak geçti, tek satır yorum yapmadan unutturdu gitti.

Çocuklar, gençler ilgisiz. Mesaj yazmakla meşguller. Tamam ama ya büyükler. Büyükler, kocaman kocaman adamlar, kocaman elleri, minnacık klavyelere kocaman kocaman konular yerine “naber” demekle sosyalleşmeye çalışırken, yuttuğumuz zokanın farkına olmak mümkün müdür?

Hele vıcık vıcık magazinlere neon ışıkları altında konu olan şezlong  yazarları, bu iflasın arka planını irdelemek yerine perdelerse, zoka midemize oturur açıkçası.

MB de yayınlanan yazıma bir arkadaşım harika bir yorum getirmiş. Kendi penceresinden ama yazının ruhu ile örtüşen muhteşem bir yorum. “Göklere çıkarılan serbest piyasa düzeninin, neo-liberal iktisadın, küreselleşme fetişizminin (2007’den bu yana bir türlü aşamadığı son krizin de etkisiyle) kent yönetimleri dahil her şeyin şirketleştiği bir düzende insanlığa yeni bir armağanı: “Kent iflasları”. Anlamı: Kent özelinde çok daha az sağlık, çok daha az eğitim ve çok daha fazla sefalet! Anlayana sivrisinek saz, anlamayana….”.” demiş  Arkadaşım Ersin Kabaoğlu. Bir başka genç arkadaşım Muhammet Avcı “ değerler üzerinden yürüyecek bir medeniyet tasavvuruna yapılan atıf gerçekten de fevkalade” diye yazdı. Detroit kentinin iflasına marka iki tanım. Muhteşem iki tanım da diyebilirim… O daracık klavyelerde zaman öldürmeyen koskocaman iki adam. Lumpen labirentlerde, kumpas ilişkilerde zaman öldürmeyen iki güzel insan ve koskocaman ülkemin koskocaman görsel ve yazılı medyası…

Tartıya çıkarsam ağır basan bu iki anlayan, fark eden insan olur. Terazinin kefesine koskocaman parmaklarımla yardım etmiyorum, bir gerçeği söylüyorum.

Detroit kentinin iflasından ne anladığıma dönersem,  şunu derim.  Belki 150 yıldır büyük hülyalarla ardından koştuğumuz medeniyet çatırdıyor. Metalik ilizyonlarla süslenmiş dev çatının paslı çivileri yoruldu, çökmeye başladı.

O paslı çivi ile meydana getirilen mekanik sistemler insanın tabiatına aykırı zorlama sitemlerdir.

Sınıf kültürünün kesin çizgilerle ayrıştığı batıda doğan sistemler insanı kaynaştırmayı değil ayrıştırmayı hedef almıştır. Ülkeleri de aynı mantıkla bölüp parçalıyorlar. Hep beraber, dehşet içinde kanlı sahneleri canlı yayında izliyoruz, ama tek kelime etmiyoruz. İri parmaklarımızla minnacık klavyelere “nasıl gidiyor hayat” diyoruz, utanmadan.

Bireyin hak ve özgürlüklerinin getirdiği demokrasi  kültürü bu kadar. Kanla, kinle, nefretle, çatışarak alınan mesafe bu.

İnsanın yarısı maddi, yarısı manevidir. Elle tutulur tarafı olduğu kadar, hiçbir şekilde izah edilemeyecek, çözülemeyecek, karmaşık, sırlarla dolu manevi bir tarafı vardır.

İnsanın bu karmaşık tarafını, yapısını düzene koyan, bizim medeniyetimizidir.

İnsanlık tarihi bir anlamda iyilerle kötülerin, işbirliği yapanlarla çatışanların tarihi ise, sistemimizi iyileri baz alan, güzellik, dayanışma, yardımlaşma üzerine bina etmeliyiz.

Bu ideolojik yapı ve felsefeden hareket etmek suretiyle kentlerimizi gelecekte yaşanacak iflaslardan kurtarmalıyız.

Yoksa, önce gönüllerimiz federal yapılara bölünecek, kalbimizin derinliklerinde ayrılık bayrakları dikilecek, bölük pörçük paçavralara sevdalarımız heba edilecektir.

Sevgi ve saygılarımla…

HABER BİLGİLERİ
Bu haber 23 Temmuz 2013, 10:46 tarihinde Köşe Yazarları, Yazar 1 kategorisinde yayınlandı.
OKUNMA
Bu Haber 251 Kez Okunmuş..
PAYLAŞ
facebook Twitter Frienfeed Twitter Google
ETİKETLER
YORUM YAZIN
Benzer Haberler
MbTasarıM
MUHLAMA KARADENİZ MUTFAĞI
Yazarlarımız
KARADENİZ VİRA FACEBOOK
Resim Galerisi
PUAN DURUMU